meral's profileஐ๑(*_*)๑ஐ๑MERALİMBEN๑ஐ๑(...BlogLists Tools Help

AÇIK DENİZ(OPEN WATER)


        HARİKA BİR GERİLİM FİLMİ,BENDEN SÖLEMESİ GERİM GERİM GERİLECEKSİNİZ. BENİM GİBİ AÇIK DENİZDEN,UÇSUZ BUCAKSIZ SULARDAN KORKUYOSANIZ İZLEMEYİN.ÇARESİZLİĞİN SON NOKTASI...

  Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

Konu : Susan ve Daniel tatil için tropik bir adaya gitmeye karar verirler. Adaya vardıklarında ilk işleri bir tüplü dalış gezisine katılarak, su altının güzelliklerini keşfetmek olur.

Ancak bu aşamadan sonra problemler başlar. Gezide önceleri herşey yolundayken, tur yetkililerinin yaptığı bir hata sonucu ikili denizin ortasında unutulurlar. Yüzeye çıktıklarında okyanusun ortasında yapayalnız kaldıklarını farkeden çift büyük bir panik yaşamaya başlar.

Bu andan itibaren bir taraftan açlık ve susuzlukla mücadele ederken, diğer yandan köpekbalıkları ve zehirli denizanaları başta olmak üzere çeşitli tehlikelere göğüs germek zorunda kalacaklardır.

                 
                           Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

BLAİR CADISI

                        Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket  

İZLEDİĞİM EN GÜZEL VE ÜRPERTİCİ FİLMDİ.YILLAR ÖNCE İZLEDİM AMA HALA TADI DAMAĞIMDA.ŞİDDETLE TAVSİYE EDİLİR.SADECE İKİ KAMERAYLA ÇEKİLMİŞ VE ÇOK UCUZA MAL OLMUŞ, AKSİNE O KADAR SARSICI OLMUŞ BİR FİLM.NASIL Bİ CÜMLE KURDUM YA,NEYSE BEN TAVSİYE EDEYİM DE SİZ NETTE ARAŞTIRIRSINIZ.

                                           İŞTE BU DA FRAGMANI...

                                                

 The Blair Witch  ( Blair Cadısı ) diye anılan yerel bir efsaneye vesile olan söz konusu orman, ziyaretçilerinin esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmasıyla ünlendi. Efsaneye bakılırsa 1973 yılında Elly Kedward adındaki biri, birkaç çocuğu evine alarak bedenlerindeki bütün kanı çekip almaya yeltendi. Büyücülük suçlamasıyla yargılanan Kedward, köy sakinleri tarafından sert bir kış dönemi köyden kovularak ölüme terk edildi.

Ertesi yıl ise Kedward'ı suçlayanlar bir anda ortadan kayboldular. Köyün üzerinde Kedward'ın lanetinin dolaştığına inanan köy halkı ise, bir daha onun ismini ağzına almadı. Fakat aradan geçen yıllar yeni insanların kaybolmasına engel olmadı. İnsanların ortadan kayboldukları Kara Tepeler Ormanı da lanetli bir yer olarak efsaneleşti ve bu efsane günümüze kadar geldi.

 İşte bu efsaneyi araştırmak için yola çıkan üç öğrenci de benzer bir sonun kurbanı oldu. Blair Cadısı efsanesi üzerine yapacakları belgesel için işe çevre sakinleriyle konuşarak başlayan grup, daha sonra ormana yöneldiler. İlk önceleri her şey normal gibi görünse de güneşin batışıyla birlikte yolunu kaybeden gençler, ıssız ormanın içerisinde yapayalnız kaldılar. Soğuk ve açlığın da etkisiyle oldukça zor anlar yaşayan genç ekip, acımasız doğanın pençeleri arasında kabus dolu anlar yaşamaya başladılar.

Bütün yaşananları, Josh'un gözleri ve Heather'ın kamerasıyla gösteren film heyecan ve klostrofobi unsurlarını çok iyi kullanarak izleyiciyi somut bir neden dayanmayan psikolojik bir gerilimin içine sürüklüyor. Aslında buna film demek yanlış.

Yolculuk sırasında duyulan ağaç hışırtıları, ormanın derinliklerinden gelen uğultular ve her adımda takip ediliyormuş hissi veren gölgeler filmin en öneli doğal korku öğeleri. Filmin en büyük özelliği ise, 86 dakika boyunca hiçbir şiddet ve kan öğesine yer vermemesi.

                                                                      Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

BEYNELMİLEL

                               Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

BEYNELMİLEL,HARİKA Bİ FİLM,İZLEMEDİYSENİZ MUTLAKA İZLEYİN,BENDEN SÖLEMESİ...DİLBER AY DA HOŞMUŞ YANEE...

 

 

 

BETERBÖCEK

                                        BETERBÖCEK(BEETLEJUICE)
 
Çocukluğumun en sevdiğim filmlerinden biri,Geçen akşam tekrar izledim ve 80' lere geri döndüm.İşin ilginci hala keyifli, hala hoştu.Harika bir oyuncu kadrosu var ve en önemlisi Winona Ryder' ı sinemaya kazandıran film.İzlemediyseniz bence izleyin yani bence...
 
                                                  Beterböcek
                                                  Beterböcek
                                                  Beterböcek...
 
 
New England'daki antika evleri bir grup trend düşkünü New York'lu tarafından işgal edilen evli hayalet bir çift, bu durumda ne yapar? Davetsiz misafirleri kaçırması için serbest çalışan bir "biyo-şeytan kovucu" tutarlar. Ve herkes umduğundan fazlasını bulacaktır!
 
 
Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket

AFGAN KIZI

  Photobucket - Video and Image Hosting           Asrın fotoğrafı  

olarak anılan ve dünyaca ünlü bir ikona dönüşen Afgan Kızı’nın kim olduğu, uzun süre konuşuldu. Bir çift yosun yeşili delici gözün hikâyesi, sahibinden habersizce dünyaya mâl olmuş ve ülkesiyle özdeşleşmişti. 1984’te bu fotoğrafı çeken fotoğrafçı,adını bile bilmediği bu kızı bulmak için Afganistan’da uzun bir arayışa başladı.Ve en sonunda adını sonradan öğrendiği Şerbet'i buldu. Hiçbir şeyden haberi olmayan Şerbet, National Geographic’in kapağındaki fotoğrafını görünce çok şaşırdı. Çoktan evlenmiş,iç savaşlar, açlık ve yokluk, Şerbet’in yüzünü biraz değiştirmişti; ama gözlerindeki keskinlik, bakışlarındaki anlam hâlâ duruyordu. 2002 Nisan’ında Afgan Kızı’nı yeni yüzüyle tekrar kapağa taşıyan National Geographic böylece bir efsaneye son vermiş oldu.

DİP NOT: ÇOCUKLUĞUMDA, O FOTOĞRAFÇININ AFGAN KIZINA AŞIK OLDUĞUNU VE BİR GÜN ONU BULDUĞUNDA BİR DAHA HİÇ BIRAKMAYACAĞINI SANIRDIM. AMA BÜYÜYÜNCE, GERÇEĞİN SANDIĞIM GİBİ OLMADIĞINI ANLADIM.AMAÇ HİKAYEYİ UZATIP DAHA FAZLA PARA KAZANMAKTI,ASLOLAN AŞK DEĞİLDİ YANİ. FOTOĞRAFÇI, AFGAN KIZININ YENİ HALİNİN RESİMLERİNİ ÇEKTİ VE GİTTİ...ÇOCUKLUĞUMLA BİRLİKTE MASAL DA  UÇTU GİTTİ.

 

DİP DİP NOT: GERÇEK AŞKI Bİ BEN BULDUM GALİBA,NAZAR DEĞMESİN!

 

...

                                                       

Al atın iyisini,yiyeceği bir yem;al avradın yenisini,giyeceği bir don.

Ananın çıktığı dala, kızı salıncak kurar.

Aptal yağı çok bulunca; kâh borusunu yağlar, kâh gerisini.

Akıllı bizi arayıp sormaz, deli bacadan akar.

Attığın taş,ürküttüğün kurbağaya değsin

Baktın kar havası, eve gel kör olası.

Dışkıyla yapılan, sidikle yıkılır.

Bahane, göbek deliğine benzer, herkeste bir tane bulunur hiçbir işe yaramaz.

Eğer’le meğer’i evlendirmişler, “Keşke” adında çocukları olmuş.

Eşeğe “Cilve yap.” demişler, tekme atmış.

Dilenciye hıyar vermişler, eğri diye beğenmemiş.

Don ıslanmayınca balık tutulmaz.

Düşün deli gönül düşün; beygir mi alınır kışın, onun da parası peşin.

ஐ๑(*_*)๑ஐ๑MERALİMBEN๑ஐ๑(*_*)ஐ๑

PART TIME GURBAĞAA,FULL TIME PRENS NERDESİN,DEMİYORUM ARTIK.ÇÜNKÜ YANIMDASIN

Custom HTML


Loading...

meral akkuş

Occupation
Location
Interests
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket ÇİN MALI DEĞİLDİR,BİZZAT TARAFIMDAN YAPILMIŞTIR:) Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket Costumes

...

                                              Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

 

                       Geldiğimde notun duruyordu masanın üzerinde.

Sekizde yatmıştın.

Saatime baktım,sekizi beş geçiyordu.

O gün anladım bu ilişkinin yazgısını;takvim tutmazlığını.

Aramızda düşman gibi duran zamanı o gün anladım.

Senin bana erken,

Benim sana geç kaldığımı...  



                     

                                Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

 

 

            
     


Tam 27 yıl saatim işlemiş,

ben durmuşum.

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum...

 


MERALİMBEN

 

 

    

   

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

  

 

Aynı terasa açılıyordu yanyanaydı kapılarımız,kaldığımız pansiyonda.Sabahları ya da akşam üzerleri karşılaşıyorduk,ortak duş,ortak mutfak,çekingen bir selamlaşma.Aynı terasta yanyana kuruyordu çamaşırlarımız,bu ürpertiyordu beni;acemi,tutuk birkaç sözcük eşliğinde beyaz şarap içerek aynı terasta seyrediyorduk günbatımını,bu da ürpetiyordu beni.Işığın azalan şiddetinde yan yanaydı terasa vuran gölgelerimiz ve karışıyordu birbirine.Elimizde olmadan gülümsemiştik bakışlarımız çarpıştığında,sahildeydik ve aynı kitabı okuyorduk ilk karşılaşmamızda.Sezon açılmamıştı,seyrekti sahiller,yaz gülümsüyordu.Pansiyon önündeki sandalların kıpırtısı ,çiçeklerin çekingenliği,günbatımıyla gölgelenmiş alanların rengi kalmış aklımda.İkimiz de yalnızdık ve birbirimize ilişmemeye çalışıyorduk adını kimselerin bilmediği o uzak sahil kasabasında.Oysa güneşin batışını izlemek gibi kendiğinden bir birlikteliğe dönüştü paylaştığımız şeyler.Birbirinden kamaşmaya başlamıştı tenlerimiz,dokunmasan da yanındaki gövdeyi duymanın şiddetine dönüşmüştü aramızdaki çekim.Tenin çağrısı hazırdı kendine kurulan bütün tuzaklara.O akşam terastaydık gene.Gün çoktan başlamıştı.Çamaşırlar asılıydı,uzaktan şarkılar geliyordu ve kekik kokuları.Nedense her zamankinden başka bakıyordun bana.Sonra usulca dedin ki:"İlk kez bir erkeğin tenine dokunma isteği duyuyorum içimde."Benim için yaz başlamıştı o an."Dokun öyleyse,"dedim.Sustun.Uzun uzun baktık birbirimize.Kendine nasıl karşı koyduğun okunuyordu yüzünün derinliklerinde.Sonra hiçbir şey söylemeden usulca kalktın,odana gittin,yavaşça örttün kapını.Saatlerce orada,gecede ve o terasta kaldım.Sabah uyandığımda odanın kapısı açıktı,eşyalarını toplayıp gitmiştin,baktım.Yalnızca terasta unuttuğun havlu çırpınıyordu rüzgarda.Bir daha hiç rastlamadım sana,hiçbir yerde,hiçbir yazda.Düşünüyorum,aradan tam on üç yıl geçmiş.On üç yıl önce içinde uyanan o isteğin anısı saklı duruyor mu sende?Birden adını hatırlamadığımı fark ettim bunları yazarken ama terasta çırpınan havlunun rengi hala gözlerimin önünde.On üç yıl sonra şimdi sevgilimden ayrıldığım bu derin,bu kavurucu günlerde neden ansızın aklıma düştüğünü sordum kendime.Sonra anladım:Bir aşk birçok aşktan yapılıyor ve ayrılınmıyor hiçbir seferinde...
                 
 
 


"................seviyorum."
Bu cümlede bir sen eksiksin.
Sende gelince birtanem,
tamamlanacak;
"Seni seviyorum." olacak.
 
 

Photobucket - Video and Image Hosting

 
Son günlerde internette dolaşan bir insan iskeleti fotoğrafı görenleri şaşkına çeviriyor.Bu iskeletin devasa büyüklükteki bir insana ait olduğu iddia ediliyor.Akıllara ilk gelen soru ise "acaba bu fotoğraf gerçek mi değil mi?"Bu iskeletin Suudi Arabistan'da geçtiğimiz Nisan ayında bulunduğu iddia ediliyor.Din adamları ise iddiaları doğruluyor ve KUR'AN'da adı geçen ,Ad Kavminden olan insanların çok iri ve güçlü olduklarını ancak zamanla diğer kavimlere zulmetmeye başladıkları için Allah tarafından yok edildiklerini belirtiyorlar
  
  Photobucket - Video and Image Hosting Photobucket - Video and Image Hosting

 
                               Copy-Paste yapabilirmisin sıcacık bir gülümsemeyi?
Sevgiyi klavyende mi arasın?
Hayattan sıkılınca ESC tuşu yeterli mi oluyor ardına bakmamak için?
Sevgilinin ellerini hangi tuşlarla tutarsın ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Sarılmak,dinlemek,anlamak yok mu ekranında?
Bilgi toplumu olduk da duygu toplumu olmaya megabytlarımız mı yetmiyor?
Sen gene de sarıl en büyük sevdana;
bilgisayarına...
 
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             Photobucket - Video and Image Hosting                                                                                                         
                          
 
Soğuk ve şehirlerarası adliyelerde vazgeçtim avukat olmaktan
ve evrak çantamda haciz talimatıydı babam.
Ben senin benimle hacze çıkabilme ihtimalini sevdim.
Stajyerliğin çömezlik kokan

ve baro kredili yıllarında özlemeye başladım ögrenciliğimi
ve bu hasret öyle uzun sürdü ki adam gibi hasretleri özlemeye basladim sonra.
Bizim Baki Kuru'larımız vardı,
bir de kahverengi sıralara kopya yazma imkanı....
Talimat kokan arkadaşlarla paylaşılan 

savcılık araçlarında avukatçılık oynamaya başladık.
Ben borçlu oluyordum ,sen alacaklı ,geri kalanlarda 3. şahıslar.
Tükenmez kalemle masraflar yazılıyordu ajandalara ve HUMK'a inat bir Türkçeyle
üstatlarımızdan öğrendik masrafları şişirmeyi.
Ankara'ya usul usul stajyer yağıyordu.

Adli tatil sıcaklığı adliyelere çekiyordu hacze çıkacak stajyerleri
ve belli saatten sonra hacze çıkmamayı öneriyordu icra müdürleri.
Oysa hacizde hiç dayak yemedim ben,
memurlarla tartışılan hukuki sorunlarım olmadı benim,
topluca çıkılan hacizlerde ki sair masrafları saymazsak tabii,
ve hiç yüksek prim alan stajyerler arasında olmadım.
Hacizlerin ortasında sevimli bir stajyerdim.
Kafamda büro hayalleri kuruyordum ama tahsilat yapamıyordum.
Ben avukat olabilme ihtimalimi seviyordum.
Ama tahsilat durumum hep zamansız, amansızca hayal kırıklığı yaşatıyordu bana.
Ben paranın dibine vurma ihtimalimi seviyordum.
Sonra hacze çıkıyordum ,

yenik ,yorgun ,bitmek bilmeyen muhafazaların çare bilmez sürgünü.
Ne yana baksam borçlu ve yediemin sanıyordum.
Yanımda oturan yaşlı avukatlarla yarışıyordum, maaşım patronun garantisinde.
Yalandan duruşmalara giriyordum.
Bir kalemden bir diğer kaleme geçtikçe büyüyordum.
Borçluların küfürlerini ,şarkı listelerimin başına koyuyordum.
Korkuyordum.
Sonra çıkıyordum bürodan ve ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en fakir,
ömrümün en sefil yolunu koşuyordum.
Çünkü adam oluyordum ,avukat kokuyordum sonunda...
Soğuk ve şehirlerarası adliyelerde vazgeçtim avukat olmaktan
ve evrak çantamda haciz talimatıydı babam.
Ben sadece bilmek zorunda olanların bildiği bir talimat icrasında,
ben sadece tahsilat yapıp döneceğim bir haciz mahallinde,
ben sadece herhangi bir müvekkil akrabanın işleriyle para kazanabilme
ihtimalini sevdim.
Ben kendi büromda avukat olabilme ihtimalimi sevdim...

                           Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

Madem varlığım acı veriyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili...Madem ki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun...

                                                                          Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

 

GİFLER

 Photobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image Hosting     Photobucket - Video and Image Hosting     Photobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image Hosting    Photobucket - Video and Image Hosting   Photobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image Hosting       Photobucket - Video and Image Hosting      Photobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image Hosting free image hosting hosted images

 Photobucket - Video and Image Hosting

              
 
 

     

                     Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
 
                                                  Meral AKKUŞ (MIZRAK)

GÜVENLİ ŞİFRE

GÜVENLİ ŞİFRE NASIL SEÇİLİR?
Kredi kartları ve internette hatırlanması için kullanılan kolay şifreler dolandırıcıların ekmeğine yağ sürüyor
Emniyet uyarıyor; kredi kartı ve internet bankacılığında şifre seçerken, sanatçı ve kent isimlerini, evde beslenen hayvanın adını, aile bireylerinin isminin ters yazılmış şeklini kullanmayın. Güvenilir şifre de örneklendirildi: 'Ben 15 senedir Mamak'ta oturuyorum' cümlesindeki kelimelerin baş harfleriyle rakamlarından oluşan şifre: B15SMO
Eş ve çocuğunuzun ismini kullanmayın
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın hazırladığı 2004 yılı raporuna göre, kredi kartı ve online bankacılık işlemleri günlük hayatı kolaylaştırsa da birçok riski beraberinde getiriyor. Birçok kişi, kolay hatırlanması nedeniyle kendi isim ya da lakabını, sevdiği sanatçının ismini, tuttuğu takımın ya da beslediği köpeğin adını şifre olarak seçiyor. Hızlı bir şekilde çözülebileceği belirtilerek, eş ve çocuklar, iş arkadaşları, ünlü sanatçılar ve kent isimlerinin şifre olarak kullanılmaması öneriliyor. Doğum tarihleri, adres, doğum yeri, telefon numarası, aile bireylerinin adlarının ters yazılmış şekli, SSK ve TC kimlik numarası, 'love, hotel, holiday' gibi çok kullanılan kelimelerle aynı harften (aaaaaa), aynı sayıdan (555555), ardışık sayılardan (123456), alfabe sırasından (abcdef) oluşan şifrelerin de tercih edilmemesi tavsiye ediliyor.
En az yedi-sekiz karakter uzunluğunda, kolay ve hızlı yazılabilen ve girildiğinde çevreden anlaşılmayan şifreler, en iyi şifreler olarak gösteriliyor. Uzmanlar, kol hareketlerinden bile şifreyi çözebilen kişiler bulunduğu için, şifre yazılırken sadece parmakların kullanılması konusunda insanları uyarıyor.
Belli sürelerde değiştirin
Şifrelerde bir harfin bir sayıyla değiştirilmesi, örneğin, 'a' yerine '6' kullanılarak, 'atila' yerine '6til6' yazılması öneriliyor. Şifrelerin belirli sürelerle değiştirilmesi, yurtdışındaki art gözlerden korunmak için 'ç,ğ,ş' gibi Türkçe karakterlerin de kullanılması gerekiyor. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın örnek şifreleri şöyle: 'Oğlum Levent sekiz, kızım Nilüfer üç yaşında yıl 2004'teki kelimelerin baş harfleri ve rakamlarından oluşan şifre: OL8,KN3YY2004. 'Ben 15 senedir Mamak'ta oturuyorum', cümlesindeki kelimelerin baş harfleriyle rakamlarından oluşan şifre: B15SMO"
Aralık2005 Basın

EN HASTA MEKTUP


Şüphesiz, yazilan en hasta mektup, yamyam çocuk katili Albert Fish’in 1928 yilindaki on iki yasindaki kurbani Grace Budd’in annesine 8 yil sonra 1934 ‘te yazdigi mektuptur. Büyük sanstir ki Bayan Budd okuma yazma bilmiyordu ve böylelikle bu rezil mektubu okuma dehsetinden kurtulabilmisti. Bu mektubun asli bu gün sanatçi Joe Coleman’in koleksiyonundadir.

"Çok Sevgili Bayan Budd,

1894’te bir arkadasim Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denize açilmisti. San Francisko’dan Hong Kong’a gitmek üzere yola çikmislardi. Limana varinca iki arkadasi ile karaya çikmislar ve çok içip sarhos olmuslar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrildigini görmüsler. Bu sirada orada kitlik hüküm sürmekteymis. Etin kilosu 2-6 dolar arasindaymis. Çok fakir olanlar arasinda açlik sikintisi o kadar büyükmüs ki digerlerinin açliktan ölmesini önlemek amaciyla 12 yasindan küçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmalari için kasaplara satiliyorlarmis. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kusbasi isteyebilirmissiniz. Çiplak bir çocuk vücudunun bir kismi önünüze getirilir ve istediginiz parçalari kestirebilirmissiniz. Bir kizin veya oglanin kalça kismi, en lezzetli bölümmüs ve dana kotlet olarak satilan en pahali etmis. John orada çok uzun kalmis ve insan etine karsi bir düskünlügü olusmus. New York’a dönünce biri 7 digeri 11 yasinda iki oglan çocugu çalmis. Onlari evine götürüp soymus ve bir dolaba kapamis. Sonra tüm giysilerini yakmis. Her gün etlerinin iyi ve yumusak olmasi için onlara iskence yapip dövmüs. Önce 11 yasindaki oglani öldürmüs, çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymis. Kafasi, kemikleri ve bagirsaklarindan baska vücudunun her bir parçasini pisirip yemis. Firinda pisirmis (tüm popsunu), haslamis, kizartmis ve kusbasi yapmis. Küçük oglana da ayni seyleri yapmis. Ben o zamanlar 409 Dogu 100. Sokak’ta oturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli oldugunu o kadar sik söylemisti ki ben de tatmayi aklima koydum. 3 Haziran 1928 Pazar günü sizin 406 Bati 15. Sokak’taki evinize geldim, peynir ve çilek getirdim. Öglen yemegini birlikte yedik. Grace, kucagima oturdu ve beni öptü. Onu yemeyi aklima koydum. Onu bir partiye götürecegimi söyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchester’da daha önce gözüme kestirdigim bos bir eve götürdüm. Oraya vardigimizda ona disarida beklemesini söyledim. Kir çiçekleri toplamaya basladi. Yukari çiktim ve tüm giysilerimi çikardim. Çikarmasaydim üzerlerine kanin bulasacagini biliyordum. Her sey hazir olunca, pencereden onu çagirdim. O odaya girinceye kadar bir dolapta saklandim. Beni çiplak görünce aglamaya basladi ve merdivenlerden inmeye çalisti. Onu yakaladim ve o da bana annesine sikayet edecegini söyledi. Önce onu tamamen soydum. Nasil da tekmeledi, isirdi ve tirnakladi. Bogazini sikarak onu öldürdüm ve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara böldüm. Pisirdim ve yedim. Firinda pisen küçük poposu öylesine yumusak ve tatliydi ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim, ama istesem bunu yapabilirdim. Bir bakire olarak öldü."

 

 

 

                                                   

 

 

  ÇOCUK PORNOSUNA HAYIR!


 

   Koşmaya yeni başlamıştı adımlarım
   Düştüm,
   Bebeğim bir yana,
   Gülüşlerim bir yana.
   Anneme baktım,
   Yoktu!
   Başımda yabancı bir adam
   Küçücük göğsümde kocaman elleri 
   Sakalları deldi geçti
   pespembe tenimi.
   Anne, anneeeeeeee. ...
   Bir oyun sandım 
   Elleri kara kara "öcü" amcalarmış 
   Bir emzik düğümünde 
   yarıldı bedenim
   Altımı ıslattım sandım 
   Kan kaybında Boğuldu insanlık!
   Bebektim
   Çocuk olacaktım
   Abla olacaktım
   Altımdaki bez çıkmadan,
   Kadın oldum bir buçuk yaşında... 
   ADAM OLDUMU o amca bedenimde ??? 
   Öğretin bana; kendi suyumu kendim alamazken
   Nasıl sulayacağım bedenimde ölen çiçeği!!!
   Ben kadın olmak istemedim 
   Ben dünyaya da gelmek 
   istememiştim ki!
   Anne... Baba....
   Işığı açın!
   Korkuyorum…

------------------------ 

 

               

 

  

                                                                             
   

Ankara'yı Dinliyorum

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat,

 Ne rüzgâr esiyor hafiften

Ne de gözlerim kapalı

Denizin sesi de İstanbul’a has

Bütün renkler Ankara’da mat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Çankaya sırtlarından çan sesleri geliyor

Cinnah’ın dibinde yalnız kalmış minare

Tunalı Hilmi’de şuh kahkahalar

Kuğulu Park’ta insanlar rahat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Ülkemin kalp sesleri geliyor kulağıma

Uzun derin bir inilti dağılıyor etrafa

Askerler rap rap meclisin bahçesinde

İrademin boynunda yağlı bir halat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Vekiller misket oynuyor milletin kaderiyle

Memurlar öğle paydosunda simit dişlerken

Amirler kebap yiyor künefenin önünden

Açlıktan garibin midesi kat kat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Hacettepe’de oturmuş ağlıyor kızlar

İffet çığlıkları dolduruyor gökleri

Rengarenk örtülerle çiçekler açmış başlar

Pencereden bakıyor merhametsiz bir surat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Köprülerin altında baldırı çıplak çocuklar

Bir poşetin içinden bali çekiyor

Çingeneler Çinçin’ de göbek atıyor

Çiftliğe hapsolmuş türlü türlü hayvanat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Acı bir fren sesi geliyor Dö Gol yolundan

Sanki çığlığı kızın, kulağımı yırtıyor

Ambulans bağırarak trafiği yarıyor

Sona eriyor yine taze bir hayat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Gençlik Parkı’nın bankları gıcırdıyor

Lunaparkta eğlence var meraklısına

Sevgililer kayıklarda ilan-ı aşk ediyor

Çocukların sevgilisi cansız dönen at

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Kızılay’ı sel götürmüş, bir insan seli

Kimi işe gidiyor, kimi saf saf geziyor

Sakarya çay ocağında biri, bir çay istiyor

Esnafın bugün de işleri kesat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Banliyö treni Sincan yolunu tutmuş

Samanpazarı’nda gelinlik kızlar alışveriş yapıyor

Bentderesi her zamanki namus pazarı

Haydi güneş! Bugün de biç namusa bir fiyat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Hacı Bayram Camisi yalnızlığını yaşıyor

Bakanlıklar, Bahçeli, Emek şen şakrak

Altındağ, Mamak, Kayaş fukara ağırlıyor

Ömrümü yutuyor canavar saat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

 

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Ne rüzgâr esiyor hafiften

Ne de gözlerim kapalı

Burada hayatım bölündü lif lif

Bütün renkler Ankara’da mat

Ankara’yı dinliyorum Orhan Veli’ye inat

Selim GÜL...

 

UZAKLAR DAHA UZAK ARTIK.

ESKİDEN HİÇ OLMAZSA SESİN VARDI,

ŞİMDİ O BİLE YOK ŞU YETİM TELEFONUMDA...

                          

 


                           MERALİMBEN

    Ben hiç gitmek istemedim ki...

Bir uçurumun kenarında,soru işaretleri gölgesinde yaşamaya razıydım.

Ben hiç gitmek istemedim ki...

Kapı yüzüme kapanırken bile belki tekrar açılır diye bekledim.

Ve avuttum hep kendimi belki bir kez daha dokunabilirim ona,

Belki bir kez daha bakabilirim

gözlerinin içine diye,

  Boşaymış...    

 

 


                        MERALİMBEN

 

 Uyuşamayız yollarımız ayrı,

Sen ciğercinin kedisi,ben sokak kedisi;

Senin yiyeceğin kalaylı kapta;

Benim ki aslan ağzında.

Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik, 

 Photobucket - Video and Image Hosting Ama seninki de kolay değil kardeşim;

                     Kolay değil hani,

                          Böyle kuyruk sallamak Allahın günü...

 

 

HAYVANLAR ALEMİ Photobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image Hosting

                        

                                         

                                                                                                                                                                                                                                                                                         

Senden dönerken..baktım Akreple yelkovan sevişiyor tam 12'nin üzerinde yine Seninle olacak saatlere gebe kaldı gece...

Senden dönerken...baktım Bembeyaz ellerim! Meğer...tıka basa inci çiçeği dolmuş ceplerim...

Senden dönerken adam iyi hissediyor kendini. En güzel türkülerini falan söylüyor Ege'nin Tam koynuna giderken gecenin...senden dönerken.

Senden gitmeleri bilmiyorum! Senden dönmeler ise Şey gibi... Baharda içi; "çok uzaklardan gelmiş yeni ve ılık rüzgarla" dolan Uçurtma gibi keyifli....

Senden dönmeler "bir varmış-bir yokmuş"gibi İstanbul'da bir masalmış Uyumadan hiç bıkmadan dinlenesi...

Senden dönmelerde kedilerle konuşmak var Koklamak havayı Sevmek yeniden İstanbul'u... Çok içmişim diyerek buruşturmak paketi Ama vazgeçmemek var. Saate baktıkça Seninleyken gebe kaldığını unutmamak var hep...                                            

                                       Reşat Akıllıoğlu .....    


                 

   

                                Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

 

Hayatı Iskalamaya Lüksün Yok Senin...

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

 Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

 Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

 Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

 Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

 Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.....


 

Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket

....

 

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

 
Yolculuklarda bi tuhaf oluyorum,

Bu şehirden her gidişimde,

Sanki şehri ben uğurluyorum.

Sen benden gideli çok oldu ama

Ben her gidişimde hala sana el sallıyorum...

 Photobucket - Video and Image Hosting  

Hayatın Matematiği

 

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.

Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.

Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.

İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor. Önce

yalnızdık. 9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve

dünyaya ağlayarak geldik. Pişman gibiydik.

Ya da mecburen gelmiş gibi.

Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren,

kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:

Bir yerde bir eksik var.

Korktuk. "Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize.

Cevabı yapıştırdık:

Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.

O yüzden eksiklik hissediyoruz."

Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?

Çocukken,"yaşımız küçük" diye düşündük.

Her istediğimizi yapamıyoruz.

Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek.

Büyüdükçe bir şey değişmedi.

Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses ayni sözcükleri fısıldıyordu:

''Bir eksik var."

Kafamız karıştı.

Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl geçecek bu?

Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek.

İşe girince geçecek.

Para kazanınca geçecek.

Tatile gidince geçecek.

Okulu bitirdik. Diploma aldık. İşe girdik. Kartvizit aldık.Çalıştık.

Para kazandık. Taşındık. Araba aldık. Çalıştık.

Eve yeni eşyalar aldık.

Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti değiştirdik.

Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık.

Çalıştık.

Geçmedi. "Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu.

Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik.

Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız."

Beklemeye başladık. Derken, biri çıktı karşımıza. Aşık olduk. Ve anında başka biri olduk.

Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri. Hesap cüzdanları,

kartvizitler, hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.

Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize

verilmemiş kadar büyük

sevgi ve hayranlık gördük.

Sevgilimizin gözlerinde Tanrı' yı gördük.

Işığı gördük. "Tünelin ucundaki ışık bu olmalı" diye düşündük

kurtulduk."

Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip

gidiverdi.

Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.

Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.

Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.

Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane

bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden

anladık, bir terslik olduğunu.....

Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi,

bizdik.

Fark etmez.

Sonuçta aşk bitti.

Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız.

Başladığımız yere döndük.

Yıllarca uğraştık, eksiğin

ne olduğunu bulamadık.

Halbuki her şeyi denedik, her yere baktık.

öyle mi?

Bakmadığımız bir yer kaldı. İçimize bakmadık.

Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl

etmedik.

Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi

sevmedik.

Şaşıracak bir şey yok, tabi ki sevmedik.

Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?

Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?

Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?

Terk edilmekten korkar mıydık?

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.

Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.

Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.

İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.

Herkes beni sevsin" diye uğraşınca kimse gerçekten

sevmiyor,

herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.

Oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce, kendimizi

olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.

Her şey bir oluyor.

İşte o zaman perde aralanıyor. Acı diniyor.

İşte o zaman başka 'bir' iyle bir araya gelerek, hesabın, kitabın,

korkunun ,kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir

sevgi yaratılabiliyor.

Sonsuz Sevgilerimle.....

CAN DÜNDAR

 

 
  BÜYÜK KEDİLERİN GÜNLÜĞÜ
 
    Photobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image Hosting
 

   

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
 "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
 Demeyeceksin işte.
 Yaşarsın çünkü.
 Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
 Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
 Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden.
 Çok sevmezsen, çok acımazsın.
 Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
 Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
 Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
 Senin değillermiş gibi davranacaksın.
 Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
 Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
 Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
 Paldır küldür yürüyebileceksin.
 İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
 Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
 Gökyüzünü sahipleneceksin,
 Güneşi, ayı, yıldızları...
 Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
 "O benim." diyeceksin.
 Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
 Mesela gökkuşağı senin olacak.
 İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
 Mesela turuncuya, yada pembeye.
 Ya da cennete ait olacaksın.
 Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
 Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
 Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
 İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

                                                                                Can Yücel

 
 

                       Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
 
  Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyormusun? Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konusmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek. Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek.Ve yanımdayken bile seni çılgınca özlemek. Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun? Seni hiç tanımadığım bir sürü insanla paylaşmak.Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak. Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun? Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana...Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte.Elimde kırçiçeğiyle seni beklemek...Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek. Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun? Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak...Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak. Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun? Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek...Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak.Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde.Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime. Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin?Sen benimle hiç olmadın ki.Olsaydın avuçlarım terlemezdi...Isırmazdım dilimin ucunu...Özlemezdim seni yanımdayken... Kıskanmazdım.Korkmazdım yollarda yürümekten.Islanmazdım yağmurlarda...Yıldızlara aya dert yanmaz böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni .Ama sen hiç benimle olmadın ki... Ya aklın başka yerlerdeydi ya yüreğin...
 

 
 
 

Photobucket - Video and Image Hosting  

 
  Kasaba esnafından biri olmalıydı kocam.Akşam güneş batmadan dükkanını kapatıp eve gelmeliydi.Evimiz mümkünse bahçeli olmalıydı.Yaz akşamları sulayıp serin serin oturmalıydık.Ben orta boylu,tıknazca bir ev hanımı olmalıydım.Cinsiyeti önemli değil,eli ayağı düzgün iki çocuğumuz olmalıydı.Derslerine yardım edecek eğitimim olmalıydı.Ama ara sıra "dersinizi bitirdiniz mi "diye sormalıydım.Daha çok üstleri başlarıyla,yedikleri içtikleriyle,öksürük,aksırıklarıyla ilgilenmeliydim.Yavaştan yavaştan çeyizlerini düzmeliydim.Her ayın 15'i kabul günüm olmalıydı.Ellerime sağlık,kekler,poğaçalar yapmalıydım.İnce belli bardaklarla çaylar ikram etmeliydim.Sabahları hırkamı alıp komşuya kahve içmeye geçmeliydim.Patlıcan,biber kızartmalı,reçel kaynatmalıydım.Akşamları özene bezene sofra kurmalıydım.Kocam haberleri dinlerken ben lafa girmeliydim,o da " sus hanım bi dakka " demeliydi.Böyle dese de beni çok sevmeliydi.O uyuklamalı,ben bulaşık yıkamalı,çocuklar ders çalışmalıydı.Bazen akşam oturmasına komşular gelmeliydi.Öyle haremlik selamlık değil ama kadın erkek ayrı oturmalıydık.Erkekler memleketi kurtarırken biz bütün kasabayı dilimizden geçirmeliydik.Herkes birbirinin karısına,kocasına "falanca bey,filanca hanım" diye hitap etmeliydi.Yanlışlıkla bacağımız,göğsümüz biraz açılıverse yüzümüz kızarmalı,hemen toparlanmalıydık.Kocam kırk yılda bir,bir tek atmalı,neşelenip bir şarkı mırıldanmalıydı.Şehvetten uzak şevkate yakın bir cinsel hayatımız olmalıydı.Gözümüzü birbirimizde açmış olmalıydık,öyle de sürüp gitmeliydi.Harama uçkur çözmemeliydik.Zaten etrafımızda evli barklı komşularımızdan başka kadın olmadığından,dükkanda çelimsiz çıraktan gayri,öyle sekreter falan çalışmadığından,ortalıkta gidilecek bar,pavyon bulunmadığından,mankenler bizim kasabaya uğramadığından ve de kocam efendi adam olduğundan beni aldatamazdı.Tamam abarttım biraz.Belki de böyle bir aile yapısı örneği kalmamıştır artık.Ama acaba diyorum...Buna benzer bir hayat tarzı beni daha mutlu edermiydi?Kendim de dahil uçuk kaçık insanlardan gına geldi artık.Normalliği özlüyorum.Özgürlüğün tadını çıkaralım derken suyunu çıkardık galiba.Herkes çok zeki,çok akıllı,çok bilgili,çok şu,çok bu.Ve de çok mutsuz.Depresyona giren girene.Çok bilmişliğin kimseye faydası yok galiba...Pakize Suda
                                    

                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

 
 Photobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image HostingPhotobucket - Video and Image Hosting  
 

  


MERALİMBEN

 
           DAKKADIR SAYFAMDASIN. SAĞOLASIN.AMA BUNU SAYMAM VALLA,Bİ DAHA BEKLERİM.
 
                               BU DA BENİM LOGOM --->   MERALİMBEN